Canlıları sınıflandırmak biyologların en önemli meselelerinden biri olmuştur. Hiyerarşik sınıflandırma basamaklarının en altta yer alanı ve en gerçek olanı da türdür. Diğer hiçbir basamak hakkında tanımlayıcı bir çaba yoktur. Hepsi birer basamaktır yalnızca ve hiyerarşik düzen içerisinde birbirlerini içermenin ötesinde herhangi bir anlamları yoktur. Hatta zaman zaman biyolojinin farklı alt disiplinlerinde farklı basamaklara daha çok önem verildiği olur. Örneğin botanikçiler çoğunlukla bitkilerin familyaları üzerine çalışırken entomologlar için böceklerin takımları daha önemli bir yerde durur. Familyayla takım arasında (takımın familyanın bir üst basamağında bulunması dışında) bir fark yoktur. Biyologların farklı tercihlerinin sebebi ise tamamıyla işlevseldir: Bazı canlı gruplarını incelerken bazı sınıflandırma basamakları daha kullanışlıdır.

Kimi zaman da belli bir basamakta bulunan bir canlı grubunun tanımı, sınıflandırmanın keyfî tabiatı yüzünden gülünç içeriklere sahip olabilir. Mesela canlıların beş aleminden (archaea’yı saymazsak) birisi olan protista, sanki diğer dört alemin içine sokuşturulamayan arada kalmış grupların bir derlemesi gibidir. Tek hücreli amipler, denizlerde yaşayan algler ve cıvık mantarlar, diğer pek çok farklı canlı grubuyla beraber protista alemine dahildir. Hayvanların veya bitkilerin nispeten kolay tanımlanabilir kapsamlarına karşın protista, ortak özellikler üzerinden tanımı yapılamayacak kadar çok çeşitli canlıları içerir. Fakat her üçü de alemdir; hiyerarşik olarak aynı düzeydedirler. Gözü pek bir sistematikçi, incelediğimiz bir canlı grubunun alem olup olmadığını anlayabilmemiz maksadıyla alem kavramı için bir tanım yapmaya kalkışsa, muhtemelen bu işe giriştiği için pişman olurdu. Ancak hiçbir sistematikçi böyle bir şeye kalkışacak kadar saf değildir. Tür dışındaki düzeylerin tanımlanmasının anlamlı olmadığını herkes bilir. Peki türü tanımlamak için sarf edilen onca emek bize pişmanlıktan başka bir şey getirdi mi?

Türün özcü tanımı uzun zaman önce terk edildi. Özcü açıklamaya göre türleri belirleyen birtakım değişmez nitelikler vardır. Birçok faktöre bağlı olarak sürekli değişen, evrimsel değişime tabi olan türlerin, üyelerini birbirine bağlayan ne tip değişmez niteliklere sahip olduğu sorusu cevapsızdır. Aslında özcü açıklamanın tarihe karışmasına sebep olan şey, evrim fikrinin biyolojide yarattığı paradigmatik dönüşüm olmuştur. Ne olursa olsun, nihayetinde bugün biliyoruz ki canlılar dünyası dinamik bir dengeyle gezegenimizin sunduğu her türlü habitata uyum sağlamıştır. Hala devam eden ve son canlı yok olana kadar da devam edecek gibi görünen bu dinamizm, canlıların en temel özelliklerinden biridir.

Özcü tür tanımını bir kenara koymuş olmak, tez elden güçlü bir tür tanımı üzerinde uzlaşıldığı anlamına gelmiyor. Aksine tüm canlı türlerine teşmil edilebilecek bir tanım yapmak pek mümkün gözükmemektedir. En yaygın kabul gören yaklaşım biyolojik tür kavramıdır. Buna göre, doğal yaşam içinde birbirleriyle çiftleşip verimli (kısır olmayan) nesiller üretebilen canlılar grubuna tür denir. Türlerin arasında bir üreme izolasyonu bulunmaktadır. Bir türün sınırları içerisindeki bireyler beraber üreyebilirken diğer türlerin bireyleriyle aralarında birtakım bariyerler bulunmaktadır. Bu tanımla beraber türler biyolojik organizasyon içinde birer birim olarak yerlerini alır.

Biyolojik tür kavramının eksik yanlarından birisi, sahada her zaman kullanışlı olmamasıdır. Canlıları sınıflandırırken onların üreme davranışlarını ayrıntılı bir şekilde inceleyerek bir canlı grubunun kendisine yakın diğer türlerden üreme açısından izole olup olmadığını tespit etmek pratik bir yaklaşım değildir. Zaten çoğu zaman böyle yapılmaz. Morfolojik tür kavramı devreye girer ve türler morfolojik özelliklerine göre ayırt edilir. Yeni bir böcek türü tanımlanırken yapılan şey genelde bulunan yeni bir grup böceğin morfolojik özelliklerinin, yeni bir tür tanımlamaya yetecek farklılıkta olup olmadığına karar vermektir. Bunun da belli bir kuralı yoktur elbette. En azından tüm canlılar için geçerli bir tanımı yoktur diyebiliriz. Belli alanlarda bazı teamüller oluşabilir; ancak bunların hiçbirisi kullanışlılığın ötesinde bir gerçekliğe sahip değildir. Beyaz adam siyahîlerle ilk karşılaştığında onları ayrı bir tür olarak ele almıştı. Belki de bu yaklaşım ırkçılığın radikal bir şekilde uygulanabilmesini kolaylaştırmış olabilir. Morfolojik olarak bakıldığında siyahlarla beyazlar arasında hakikaten de ciddi farklar bulunur. Yani morfolojik farklılığın hangi düzeyinde ayrı bir türden bahsettiğimiz konusu açıklanmaya muhtaçtır.

Türleri canlıların soy ağacındaki dallar olarak ele alan evrimsel tür kavramı, türün tarihsel sürekliliğine vurgu yapar. Özellikle fosilleri sınıflandırırken bu yaklaşım elverişlidir. Üreme davranışlarını araştırma şansımız olmayan fosil türler, belirli zaman aralıklarında tarih sahnesinde yer almış evrimsel dallara yerleştirilir. Ancak hem fosiller hem de varlığını devam ettiren türler söz konusu olduğunda, evrimsel dallanmaların tam olarak hangi noktalarda yer aldığı hiçbir zaman net olarak söylenemez. Evrimin yavaş işleyen doğası bu sorunu katmerler.

Fenetik tür kavramı ise türleri genel benzerlikleri çok olan canlı grupları olarak tanımlar. Fenetiğin kritik farklılığı, canlılar sistematiğinin hiyerarşisinde türlere özel bir yer vermemesidir. Fenetikçiler türü tanımlamayı, familyayı, takımı veya alemi tanımlamak gibi beyhude bir çaba olarak görürler. Öte yandan genel benzerliğin içinin nasıl doldurulacağı ise belirsizdir. Üstelik genel benzerlik açısından pekala birbirinden ayrılabilecek pek çok canlı birlikte üreyerek nesillerini çoğaltır. Hiçbir biyologun sağduyusu birlikte üreyebilen canlıları farklı türler olarak sınıflandırmayı kabullenmez.

Biyolojik tür kavramının en büyük zayıflığı ise tanımı gereği eşeysiz üreyen türler hakkında konuşamıyor olmasıdır. Çiftleşmek tüm canlıların ortak özelliği değildir ki tüm türlerin tanımlanabilmesi için ortak bir temel sunsun. Beraber üremek gibi bir şey kendileri için söz konusu olmayan eşeysiz türler için üreme izolasyonuyla birbirlerinden ayrılmak düşünülemez.

Bahsettiğimiz birkaç tanesinin ötesinde daha pek çok sayıda tür tanımı yapılmıştır. Araştırma nesnemize veya amacımıza göre farklı tür tanımları daha kullanışlı hale gelebilir. Bundan dolayı türü tanımlama konusunda bir çeşit çoğulculuğu benimsemek tek çıkar yol gibi gözüküyor.

Bununla beraber farklı tür tanımlarının çoğu zaman kesiştiğini de görmek gerek. Genelde üreme izolasyonuyla diğerlerinden ayrılmış olan biyolojik bir tür, aynı zamanda tipik morfolojik özelliklere sahip ve tarihsel bir sürekliliği olan evrimsel bir dalı da ifade eder. Dolayısıyla tür denilen şeyin hiyerarşik düzeyinin ötesinde bir gerçekliği var gibi duruyor. Buna karşı çıkacak fenetikçilerin tanımlayacağı türler bile büyük oranda diğer tür kavramlarıyla örtüşür. Ancak diğer düzeyler için aynı şey söz konusu değildir. Dört tane familyadan oluşan bir takımı, aynı zamanda ikişer tane familyadan oluşan iki takım olarak da gruplayabilirsiniz. Bu iki yaklaşım arasındaki tek tartışma, familyaların birbirleriyle ne kadar benzeştiği ve hangi yaklaşımın pratik olarak daha yararlı olduğu hakkında olacaktır. Ek olarak, tüm hiyerarşik basamaklarda, tek bir atadan türemiş tüm canlıları kapsayan monofiletik grupların yer alması gerektiğini savunanlar da vardır. Türle beraber diğer basamaklara da belli bir anlam yükleyen bu yaklaşım ise, ancak evrimsel tarih araştırmaları açısından faydalıdır. Genel anlamda biyoloji yaparken ele aldığımız canlı grupları bu evrimsel tanımlamaya uymayabilir. Örneğin sürüngenler sınıfı monofiletik olmamasına rağmen zoologlar tarafından oldukça kullanışlı bulunur.

Kavramları tanımlarken çizdiğimiz sınırlar hiçbir zaman mutlak keskinliğe erişemiyor. Yaptığımız tanım ne kadar iyi düşünülmüş olursa olsun, ilgili kavram tarafından kapsanıp kapsanmayacağı belirsiz kalan sınır-varlıkları bulunuyor. Tür kavramı söz konusu olduğunda bu durumla en az iki düzeyde karşılaşıyoruz.

Öncelikle her farklı tür kavramı için ayrı ayrı muğlak sınırlardan söz edilebilir. Yukarıda da bundan bahsettik. Morfolojik tür kavramı için morfolojik farklılık seviyesi tartışma konusuyken, evrimsel tür kavramı için evrimsel dallanmaların nerelerde olduğu belirsizdir. Biyolojik tür kavramı eşeysiz canlıları konu dışı bıraktığından tüm canlıları (dolayısıyla tüm türleri) kapsama iddiasına sahip olamaz. Ancak yalnızca eşeyliler içerisinde düşünüldüğünde de biyolojik tür kavramının sınırlarının belirsizlikten azade olduğu söylenemez. Coğrafî olarak birbirlerinden tamamen kopuk ayrı yerlerde yaşayan aynı türün populasyonlarına alttür adı verilir. Bu populasyonlar yapay olarak bir araya getirilseler birlikte üremeleri önünde bir engel yoktur. Coğrafî izolasyon sebebiyle aktif olarak mümkün olamayan birlikte üreyebilme özelliği potansiyel olarak da olsa mevcut olduğu için bu gruplar aynı türün alttürleri olarak sınıflandırılır. Halbuki doğal ortamlarında üreyebiliyor olmak, biyolojik tür kavramının tanımı gereği aynı türün üyelerinde aranan bir özelliktir. Coğrafî izolasyonun iki türü ayırmaya yetecek bir üreme bariyeri olup olmadığına dair kararınıza göre bazı canlı gruplarının statüsü değişir.

İkinci olarak, büyük harfle Tür’ün de aynı belirsizlikle malul olduğu söylenebilir. Farklı tür kavramlarının kesişim kümesini imleyen büyük harfle Tür, biyoloji felsefesiyle veya türün tanımlanmasıyla ilgilenmeyen biyologlar arasında kullanımdadır. Bir türün ayırt edilip sınıflandırılması aşamasında gündeme gelebilecek farklı tür kavramları, biyologların ortak bir dil kuramadığı kaotik bir atmosfere sebep olmaz. Zira adı konulan bir türün hangi yaklaşımla sınıflandırıldığıyla pek ilgilenilmez. Escherichia coli, Drosophila melanogaster, Arabidopsis thaliana veya Homo sapiens’in hangi kriterlere göre tür olarak adlandırıldığını kimse ne bilir ne de umursar. Tür türdür. Türün ne olduğu herkesçe malumdur. Üyeleri birbirleriyle üreyen; aynı evrimsel soya dahil olan; benzer ekolojik rollere sahip olan; genetik, morfolojik, fizyolojik ve davranışsal açıdan birbirlerine benzeyen canlı grubuna tür deriz. Bir tür bu özelliklerden birini, birkaçını veya hepsini taşıyor olabilir. Tüm canlılar için geçerli olacak tür olmanın gerekli şartları ve yeterli şartları tespit edilemediği için farklı yaklaşımlarla tanımlanmış tüm türlere kucak açmak durumunda kalırız. İşte bu anlamda tüm türleri kapsayan büyük harfle Tür’ü ele aldığımızda, yine ister istemez birtakım belirsizlikler ortaya çıkar. Yaygın kabul gören bazı türlerin statüsü, yeni bulgularla veya sınıflandırma tartışmalarında galip gelen tarafların görüşleri doğrultusunda değişebilir. Tanımı bu kadar ılımlı olan büyük harfle Tür’ün, sınırları keskin bir çerçeve ortaya koyamaması zaten beklenecek bir durum.

Gelelim pişmanlık meselesine. Elimizdeki tür tanımlarının mutlak olamaması, türü tanımlama çabalarının bize hiçbir şey katmadığını göstermiyor. Farklı tür kavramlarının biyolojinin farklı alt dallarında faydalı işlevler görmelerinin ötesinde, türler üzerine düşünmek, gerçekten var olan doğal bir kategoriyi açıklamaya çalışmak anlamına geldiği için de kıymetlidir. “Gerçekten var olan” derken aklınıza metafizik çağrışımlar gelmesin. Yeryüzündeki canlı çeşitliliğinin, süreklilik içeren lineer bir değişim eğrisine tâbîymişçesine değil, birbirlerinden bariz şekilde ayrılan türlerin kesintili bir şekilde sıralanarak organize olmasından bahsediyorum. Her canlı birey bir türün üyesidir. Hiçbirisi türlerin arasındaki hayalî bir gri alanda bulunmaz. Türün tanımlanmasındaki belirsizliklerden kaynaklanan bazı istisnaî durumlar ise bu gerçeği değiştirmez. Çünkü başka hiçbir kavramın erişemediği mutlaklık statüsünü tür kavramından beklemek haksızlık olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir